Dünya fastfood kavramıyla on yıllar önce tanıştı diyebiliriz. Ülkemizde de 90’lı yıllar fastfood kültürünün etkin şekilde görülmeye ve yayılmaya başladığı zamanlardı. Değerlendiren kişiye göre
doğru ya da yanlış, zararlı yada faydalı olan fastfood tüketimi, artık hayatımıza yerleşmiş bir yemek kültürüdür.
Dünya üzerindeki markalaşma yarışı adeta fastfood kültürünü bekliyormuşçasına, eskisinden çok daha etkili olarak mutfağa da sıçradı diyebiliriz. Restoran, kafe, bistro zincirleri dünyanın birçok
ülkesinde bayilik açmaya başladılar. Günümüzde ise insanların yeme alışkanlıklarındaki köklü değişiklikler yüz milyarlarca dolarlık bir fastfood pazarı oluşturdu. Değişen yemek alışkanlıkları,
beraberinde tüketicinin daha kaliteli ve lezzetli ürün arayışını da artırdı. Bu da fastfood zinciri olarak ilerleyen markaların yanı sıra, butik ve nish iş yapan ve ucuza çok ürün satmak yerine kaliteli ve fiyatı da kalitesiyle doğru orantılı olarak artan işletmelerin doğmasını sağladı.
Kitle iletişim ağlarının gelişmesiyle birlikte de markalaşmaya yatırım arttı ve reklam bir ihtiyaç halini aldı. Radyo, televizyon, internet, billboard vb araçlar ile desteklenen markalaşma süreci, sektör temsilcilerini reklam dünyasının profesyonelleri ile iş birliği yapmaya yöneltti.
Tabii reklam dünyasının da bir mutfağı var… Metin yazarları, yönetmenler, grafikerler, kameramanlar, fotoğrafçılar, prop stilistler, food stilistler…. Bu iş birliğinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve arzu edilen hedeflere ulaşılabilmesi için öncelikle hedef kitle olarak belirlenen tüketici grubunun istek ve beğenileri araştırılmalı ve bu doğrultuda bir hareket planı oluşturulmalıydı. Bu doğrultuda belirlenen en doğru yol, tüketicinin en çok görsellikten etkilendiği gerçeğiydi. Sonuç olarak dumanı üzerinde, taze mevsim sebzeleriyle yapılmış bir pizzanın, iyi pişirilmiş bir bonfilenin ya da kocaman, çıtır çıtır ekmeği olan bir hamburgerin videosu ya da fotoğrafı hangi tüketiciyi etkilemezdi k?
İşte tam da bu noktada güzel bir yemeği, tatlıyı ya da içeceği olduğundan daha güzel ve lezzetli hale getirmek için bu konuda uzmanlaşmış, görsel yeteneği ve profesyonel mutfak tecrübesi olan, estetik anlayışı gelişmiş uzmanlar, yani Prop Stylist ve Food Stylist’ ler devreye giriyor. Hem göze, hem bilinçaltına etki eden fotoğraflar, satış oranlarını etkilediğinden gıda firmaları kampanyalarında yemek fotoğrafçıları ve stilistleriyle çalışmayı tercih ederler.
Görünürde Prop Stylist ve Food Stylist benzer görevleri yerine getiriyor gibi olsa da farklılıkları vardır. Prop Stylist, çekimi planlanan ürünün çekim aşamalarını kontrol eden, arzu edilen görselliği arttıracak materyallerin temininden ve doğru şekilde kullanımından sorumlu olan kişidir. Prop Stylist’ler, çekimi yapılan ürünün yan görsellerinin ve kadrajın içini dolduracak olan alanın estetik kullanımından sorumludur da diyebiliriz. Bir Prop Stylist’in ürüne doğrudan müdahalesi söz konusu değildir.
Food Stylist ise çekim aşmasında ürüne doğrudan müdahale edebilen, ürün üzerinde gerekli kompozisyonu oluşturan ve görsel kabiliyetinin yüksekliğinin yanı sıra, son dokunuşu yapabilecek
kabiliyet ve tecrübede olan ve çoğu zaman profesyonel mutfak deneyimi olan kişilerdir.
Ülkemizde son birkaç yıldır gelişen ve özellikle Avrupa’daki örnekleri takip ederek yapılan ürün çekimleri, belli kriterler hala tam olarak anlaşılamadığı için güzel fotoğraf çekmek olarak algılanmakta ve birçok amatör fotoğrafçı sahip oldukları semi-pro fotoğraf makinalarıyla hatta cep telefonlarıyla çektikleri ürünlerin fotoğraflarını profesyonel ürün fotoğrafı olarak görmekte ve kendilerine Food Stylist demekte. Bu nedenle bazı noktalarda oldukça dikkatli olunmalıdır; -Öncelikle bu konuda uzmanlaşmış bir ekiple çalışmak en büyük avantajdır, -Çekimi yapılacak ürün ya da ürünlerin hakkında çekim öncesi araştırma yapılmalıdır, -Çekim yapılacak mekânın çekime ve diğer gerekli şartlara elverişli olup olmadığı oldukça önemlidir, – Kullanılacak ışık kaynağı tespit edilmelidir, -Ürünün ve çekimi isteyen müşterinin konsepti, mantalitesi dikkate alınmalı, bunun yanı sıra ürün etnik- folklorik bir geçmişe sahipse ürünle alakalı bu özellikler göz önünde bulundurulmalıdır. -Deneyimsiz ve konuyla alakalı çok bilgisi olmayan stilistlerin ve fotoğrafçıların yaptığı en büyük hata ise tabağın içinde sunumu yapılan bir ürüne, sadece daha da güzel ve çekici görünsün diye ürün ya da işletme ile alakası olmayan bir malzeme monte etmeleridir.(Profesyonel şeflikteki ilk kurallardan birisi de tabağın içinde yenmeyecek bir şeyin dekor olarak kullanılamaması) -Ürünlerin çoğunun kısa sürede renklerini ve formlarını kaybedeceğini bilerek hızlı ve planlı hareket etmek gerektiği unutulmamalı, estetik kaygılar ile hız uyum içinde olmalı.